Kayıtlar

dağ'la konuşmalar-1

şu küçücük dünyada kocaman atan kalbimi  soluklansın diye bir dağa yasladım  dağ sandı,  üstüne devrildi kıyametin adımları. tuttum kaldırdım şaşkınlığını. ben söyledim, ey dağ sarsıldı mı sabitin  dağ söyledi *geniş vuruyor yüreğin  delik deşik olmuş dağı taradım da yüzyıllık uykuma bir mağara aradım bir kuş yuvasına, bir örümcek ağına rastlamadığım her oyuğun başında ağladım. dağ söyledi, geçmedi buradan aradığın. ben söyledim, o zaman hâlâ ne diye ayaktasın? dolandım duruldum tepelerinde  ağaçlardan bir ağaca rastladım nâgâh yarıklar açıldı omuz hizamda baktım içimde kırmızı mendiller yanar hay o çıraları tutuşturan kurtlar -sayamadım kaç taneydi  dağ kuşandı düşmanım dedi -o sızı kurşun muydu avcıyı deldi -vurulan dağı kim yere serdi ben söyledim, ey dağ düşman senin gölgende uzanmakta, dağ söyledi, açan çiçekleri duy ki  O'nu anınca gövdem dimdik ayakta. dolaştım durdum dağın eteklerinde  allı turnalar geçti başımdan dumanlı  gökte ...

Okuyamadığın Mektuplar-1

Resim
"Öldüğün dünyanın yakasından ellerini çekmelisin. Çekmelisin ki, adını yıllardır bardakta duran suya okuduğumda boğazımdaki düğümleri boğulmadan yutkunabileyim. Şu dünyada üç nefesimden biri seni soluyor. Böyle ölmemelisin. Öldüysen de dünyanın yakasından ellerini çekmelisin." Bu mektubu sana, en çok yine senden sakınarak yazıyorum. Öldüğünden beri -ne kadar çok ölü diyorum sana, affet- evet, öldüğünden beri -ha, hangimiz ceviz içini dolduracak kadar yaşıyoruz o tartışılır ama şimdi senin ölmen gerekiyor- adımlarımı gölgem kadar yakından takip etmen, seni sürekli hiç tahmin edemeyeceğin yerlerde bulmam bu mektubu da yazarken nereye saklanacağımı düşünmeme sebep oluyor. Belki şu an mürekkebin damlasında akıyorsun kağıda, belki yanımda duran sandalyenin duvara yansıyan gölgesine sinmiş okuyorsun yazdıklarımı, bilemiyorum. Eğer öldüğünü gerçekten bileklerime kazıyabilseydim bir daha hiç uğramazdın kapıma ama bileklerim öyle çok sızlıyor ki yokluğuna, hayatta olsan ya...

yağmura çarpan hasret-şiir

Resim
  yağmura çarpan hasret  dünyaya düşen damlalardan bir damlaydım. kanımla vücut bulmam yüzyıllar sürdü. hangi çağın gümbürtüsünde sağır oldu kulaklarım ve hangi çağın sessizliğine ağladı kırgınlığım  bilmiyorum,  sadece düşerken kaybettiğim gülüşümü arıyorum. çok zaman önceydi -görmüştüm- sığınmıştı Bir'i, bir ağaç kavuğuna, ağaç oluk oluk kan boşalttı avcuma. asırlarca nefessiz kaldık. toprak sulandıkça damar damar ayrıldı  gökteki kuşların alnıma çizdiği yol. hangi dalın başında aradıysam o sesi, uzanıp yaprağına erişmez bu kırık kol. yüzü kara adamlara rastladığım sulardan geçtim. beni de ortadan ikiye yardı bir güzelin eli. kıyılmış içime baktım ki fazla kurak yerdeyim. çatlamış suratıma gül dikin de yeşereyim. Seni görmediğim çöllerin tuzuna karıştı dilim.  bu susuzluğu şimdi hangi denize dökeyim? ellerine sarılan ölüler ve ölüp ölüp dirilenler ey insan ibret almayacak mısın hâlâ? balıklardan bir balığa saplandı korkularım  ve aşka ses...

yersiz yüzen mısralar- şiir

Resim
yersiz yüzen mısralar az önce biri kırıldı  kulağıma derinden bir ah sesi geldi. karıncalar uyandı mı? hiçbir kuşu göremedim kaçışan. neden ölmüyor yuvadan düşen solucan? Allah'ım şu hayatı yaşanılır kıl, bir ağacı daha kırmasın babam. bir fırtına tuttu bizi. dizlerime sarılan toprak kimin? gökte üç elma gördüm, birisi yüzüme düşsün istedim. sözlerimden yeşil değilken gülüşün  toprağa bu kadar sarılma yâr. ben elma yiyorken oldu her şey bir fırtına tuttu onları. biz nasıl kurtulduk o tufandan? Nuh'u gören varsa susmak vurulsun boynuna. gemi ağzına kadar doldu dolmasına  bir aşkı sığdıramadık hiçbir tarafına.  ben ineyim aşk binsin  hayır, aşk bensiz yürümesin  aşkı Nuh üstlendi, gemi kırık  tufan bitti,  kalbime vuran dalgalar dinmedi. bir sabah vakti kırgın sulara daldım. ayı izleyen kalbime çarptı güneş.  az önce biri kırıldı dedim kimse ağlamadı. fırtına da tuttu tufan da koptu baktım, kimsenin yüzü ıslak değil  ben ağladım. bir kedi ...

rehneverd-şiir

rehneverd I. varlığımın hamallığını yapan ruhuma  geceler boyu ummandan bir ceket diktim   gözlerim dikiş tutmadı,  ummanları dizlerime boşalttı  geceler yıkandı ceket yıkandı  ruhum birgün çöllerde uyandı  koştu ayaklarım gündüzleri  ayaklarıma kumlar dolandı geceler boyu çölden bir hırka diktim sözlerim dikiş tutmadı, çölleri leyla'nın ağzına boşalttı leyla'yı gören gözlerim  mecnuna ağladı -ah gören gözlerim vah ağladı- II. varlığımın hamallığını yapan ruhuma gece gündüz dünyayı adımlattım  attığım adımların altında ruhum  ezildi, pörsüdü, direndi  dağların başında, gördüm ay'la yükseldi. ne ummanlardan ne çöllerden geçti, bir yorgunluk bilmez sevdalarda  yürüyebildiği kadar sevdi. III. şimdi ruhumu alıp varlığımdan gitmeli dikiş tutmaz gözlerime elimdeki iğnenin battığı yeter. bunca diktiklerini söküp, teslimiyeti bürünmeye  hangi terzinin sabrı yeter.

İnsan Neden Yazar-Deneme

Resim
     İnsan Neden Yazar? Yazmak, asırlardır insanoğlunun elinde neşvünema bulup kullanımının çeşitli amaçlara hizmet etmesiyle oluşan ve dünya yerli yerinde kaldığı sürece de devam edecek bir eylemdir. Müzeyyen uzun açıklamaların iticiliğinden nemalanmamak için asıl soruya geçmek istiyorum: "Neden yazıyoruz ki bunları?" Bu soruyu kırılmış kalemimle inatla cebelleşirken kendime de soruyorum: Neden kalkıp başka bir kalemle devam etmiyorum ki yazmaya? (Kendime en işime gelen soruları yönelttiğimi göz ardı ettiğinizi düşünerek soruyorum.) Bunca yüzyıllardır neyi yazıyoruz, yazmakla neleri değiştirebiliriz, yazdıran kim, yazılanlar nerelerde okunuyor, bunca yazı olmasaydı ne olurdu?.. Yâr deyince elimizden düşecek bir kalem olmadıktan sonra ne diye bu işin çilesini çekiyoruz ki? Hemen burada "Mihriban" türküsünün zihinlerde çalmasını engellemek, birkaç saniye boşluğa dalan gözlerinizi asıl konuya çevirmek adına sorularımı biraz frenliyorum. Daha ciddi meselelerimiz varken...